“Yaşasaydı bugün 13 yaşında olacaktı!” Öldü mü? Sanmıyorum. Nasıl ki “Ebu Leheb ölmedi, Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor”sa o da ölmedi, sosyal bellekte uzun süre yaşayacaktır elbette ama bin yıl süreceği öngörüsünde bulunanların “planladıkları”, “kurguladıkları”, “hayal ettikleri” bir yaşam şekli değil bu.
Peki, başlık? Her konunun siyah-beyaz dualitesinde ele alınmasının dayanılmaz hafifliğinin hükümferma olduğu bir ülkede önce beyazların adının konulması, sonrasında Başbakan'ın kendisini “bu toplumun zencisi” ilan etmesi de tesadüf olmasa gerek. Konumuz ise sınıflarının ekonomikten sizade kültürel faktörlerle şekillendiğine inandığım Türkiye'de, 28 Şubat sürecinin de “katkılarıyla” oluşan ve üzerinde pek durulmayan bir sınıf: Melez Türkler. 28 Şubat yaşanmasaydı da oluşacak mıydı bu sınıf? Belki. Ama ne sayıları bu kadar çok olacaktı, ne de bu kadar “baskın” olacaktı melezlikleri.
Bu coğrafya birey yetiştirme konusunda pek de münbit sayılmaz. Bu ifade durumu izahta biraz basit kaçmış olabilir ama sağcısı-solcusu, Türkü-Kürdü, alevisi-sünnisi, dindarı-seküleri fark etmeksizin bireyden ziyade “cemaatlerimize” nefer yetiştiriyor olmamız, ülkede sağlanan ender “konsensüs”lerden doğrusu.
Peki, 13 yıl önce bir şubat günü ne oldu Türkiye'de? Balans ayarının zamanı geldiğini düşünen bir grup “akil adam” bastı düğmeye. Şu sıralar sıklıkla piyasaya düşen planlar gibi bir plandı bu da herhalde. Ama o zamanlar, “küresel güçler tarafından kurgulanan ve ülke içi medya, bazı akademik ve sermaye çevreleri ile sivil toplum örgütleri içine yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu propaganda ve etki ağı”nın oluşturduğu tehlike söz konusu değildi. Basın, “hazır ol” komutuna itaat etmekte bugünkü gibi “oyun bozanlık” etmiyordu. “Ses kayıtlarının düştüğü” Youtube yoktu bile; asude zamanlardı!
Plan işliyordu; arka bahçe dağıtılmış, başörtülüler üniversitelerden kapı dışarı edilmişti. Önce liseye gidenler alelacele düz liselere geçti; orta okula gidenlerin önünde ise bir sınav şansı daha vardı. Anadolu İmamhatip Liselerine gidenler son senelerinde okullarından ayrıldı, bu sefer Anadolu Liselerinin “makbul” olanlarının, Fen Liselerinin veya kolejlerin yolunu tuttular. Kendi habitatlarından ayrılan bu gençler, başka bir dünyaya girmiş oldular böylece; başka değerlerin, başka bir kültürün baskın olduğu bir dünya. Çoğunlukta ve güvende oldukları “bahçeden” çıkıp sorgulandıkları ve de sorguladıkları bir dünya içerisinde buldular kendilerini. Karşılaştıkları “meydan okuma” çetindi ve bu gençler bu “meydan okumaya” verebildikleri cevaplar kadar “bireyleştiler”.
Bu sürecin bir de “başörtüsü mağdurları” tarafı var. Bir kısmı yurt dışına çıktı, bir kısmı başını açarak veya peruk takarak okuma kararı aldı. Bu tür tercihler yapmak durumunda bırakılmanın yanlışlığı ve çarpıklığını bir kenara bırakırsak, saydığım bu durumların karar verme aşamasından itibaren nasıl bir bireyleştirici etkisi olduğunu ne kadar algılayabildiğinizi cidden merak ediyorum.
Bu çocukların ailelerinden başlayarak giderek azalarak yayılan etkilerini dindar kesimin son 10 yıldaki değişimi ile beraber düşününce daha iyi anlamak mümkün. Bugün dindarların taleplerini “Elin Hristiyan'ı bile serbest bırakmışken müslüman bir ülkede neden yasak?”tan ziyade demokrasi ile temellendirme noktasına gelmesini “takiye” ile açıklamaya çalışmak ancak ülkemin toplum mühendislerine nasip olabilecek bir “hatada ısrar” örneğidir. Ve not düşmekte fayda var, Türkiye'de bir değişim olacaksa bu ancak dindar kesimin değişmesiyle meydana gelecektir. Ayrıca bu “melezleşme” sürecinde dindarların ulaştıkları yeni çevreler ile etki alanlarının arttığını, siyah beyaz arasındaki geçişte grinin her tonunun oluştuğunu hatırlatmakta da fayda var.
Bu “sınıf” hakkında edilecek, edilebilecek daha çok laf var. Bir giriş olması bakımından bu kadarla yetinme durumundayım. Onların en büyük özellikleri birey olmaları. Birey ki, en çok lazım olandır bize. Cemaat karabasanları görenlere bir ufak tüyo vereyim: Cemaatlerden değil, bireylerden korkun!
28 Şubat gibi “olmayacak dua”nın 1000 yıl süreceğini söylemişliği olanların zekalarına kefil olamam, fakat bu ülkenin “çevik” ve “bir”eyleştirici paşalarının olduğu kesin; sevip sevmemek sizin tercihiniz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder