“Reklamlara dönüşen duvardaki sloganlar” familyasından “Eğitim şart” hal ve gidişatı bir nebze olsun düzeltmiş olsa da, eğitimi memleket ahvali üzerine yapılan her sohbetin kadrolu günah keçisi pozisyonundan 4-C'ye geçirmek dahi henüz mümkün olmadı. Eğitim, siyaset gibi konularda devletin “giydirilmeye” meyilli çıplak kral özellikleri sergilemesi de “eleştirenin” elini güçlendiriyor. Ben de test sistemi üzerinden bir çıkarım yapmaya niyetlenmiştim.
“Çoktan seçmeli doğrular”ın dünyayı algılama biçimimiz üzerindeki etkisini irdeleyecektim. Pek şık olmayan gündelik tavır almalarımız üzerindeki, sorulara cevap bulmadaki zihni alışkanlıklarımızın, daireyi taşırmadan karaladığımız şıklarımızın muhtemel etkisinden bahsedecektim. Öyle ya, önermelerden biri doğru diğerleri yanlıştı; kimse bir konuyu derinlemesine düşünmek zorunda kalmıyordu böylece. Seç şıkkını; belirle tarafını! Cevabı bilmesen bile “sallama” lüksü de vardı ayrıca.
Soykırım tartışmalarına değinecektim sonra. Diyecektim ki: “1914-15 yıllarına dair hangi bilgilere vakıfız? Türkiye'nin “arşivleri açılım”ı olumlu bir adım fakat arşivlerdeki belgelerin ne kadarının incelenmiş olduğunu geçtim, incelenen belgelere dair bilgileri bile merak konusu olan kişilerin bu konuda ahkam kesmesi bana pek inandırıcı gelmiyor. Meydana gelmiş olan bir olayın “soykırım” olarak adlandırılması teknik bir konuyken “soykırımın şartları”ndan bihaber insanların bu konuda söylediklerinin kıymeti “kendinden menkul değerler borsası”ndan başka nerede işlem görür? Bundan dolayı Ermeni “Meselesi”nin soykırım olduğunu iddia edenlerle buna şiddetle karşı çıkanlar, bir izohips eğrisinin güller açan dalı gibi.
Buna karşılık “Ermeni dölü/tohumu” tamlamalarının ve cumhurbaşkanını eleştirmek için “Anne tarafından etnik kökenini araştırırsanız görürsünüz” şeklinde araştırmacı faşizm örnekleri sunan milletvekillerinin varlığı ise üzerine kavga edilen ve içerisinde ne yazdığı pek de bilinmeyen “eski defterler”den değil, oldukça “cari” bir hesap. Fakat “bu ülke”de dedikodu hakikate, kavga çözüme galebe ettiği için “gündelik sözler arasında” gündelik meselelerimizden ziyade kavgaya elverişli müphem konular revaçta.”
Ama toplum olarak üretebildiğimiz toplam değeri ıskaladığımız gerçeği engel oldu; “olduramadım”! Sonuçta “yazılı yoklama” ile büyüyen “büyüklerimizi” de görüyoruz. Başbakan'ın üslubuna kızarken ülkenin “seri sövmeler cumhuriyeti” halini ıskalıyoruz. Ülkedeki sorunlara bakarken, o kadar uzaklara dalmamak gerekiyor belki de; aynalar seni söyler!
Kapları sık ve birleşik tutalım ey cemaat-i müslimin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder