Küçüktüm. Uzaktan kumandayı geçtim televizyonun kanal düğmelerini bile kullanmaya ihtiyacımızın olmadığı yıllardı.
Terör, haberlerin önde gelen konularındandı. Haberlerin ve de Perde Arkası programının... Ekrana yansıyan Türkiye haritasının Doğu'daki bir köşesinde çatışmayı simgeleyen ateş çizilirdi, ekrana aciz gözlerle bakanların yürekleri cız ederdi. Çatışmada şehit düşenlerin isimleri ve rütbeleri okunur, kahir ekseriyeti "ölü ele geçirilen" teröristlerin sayısı verilir, ele geçirilen mühimmatın görüntüleri akarken kurşunlarla masanın üzerine, bilincimizin en dibine yazı yazılmış olurdu.
Haberleri izlerken şehit sayısı ile ölen terörist sayısını karşılaştırırdım hemen. Şehit sayısı daha fazla ise üzüntüm katlanır, aksi durumda azalırdı. Öyle ya bir tarafta ülkeyi sebepsiz yere bölmek isteyen, topraklarımızda gözü olan kötü niyetli çok kötü adamlar vardı; diğer tarafta onlara karşı ülkeyi müdafaa eden askerlerimiz.
Bir şekilde öle öle biteceklerdi nihayetinde bu kötü adamlar. Bunu niye yaptıklarını bilmiyordum ama bunlardan yeterince ölürse bu durum ortadan kalkacaktı, buna emindim ve bundan dolayı merkez stüdyodan dakika ve skor almak için kendisine uzanılmış TRT Radyo spikerini dinlermiş gibi dinlerdim haberi okuyan arka sesi. Sahadaki bütün gollerin bizim kalemize girdiğini, hayatını kaybedenlerin tamamının memleketimin insanı olduğunu çok sonra fark ettim, hem de çok sonra...
Öyle olmasa orta üçe giderken sabah derse gelen hocamız terörist başı Öcalan'ın yakalandığı haberini heyecanla bizimle paylaştığında aynı heyecan ve sevinci ben de duyup yıllardan beri süren terör belasından o an itibarıyla kurtulduğumuzu, hain terörün kökünü kuruttuğumuzu sanır mıydım?
Türkiye, değil sorununun; Kürt'ün kendisinin olmadığı yılları yaşadı. Sonra "Güneydoğu sorunu" dendi, "kalkınmamışlık sorunudur". Yeterli yatırım yapılırsa ortada ne terör kalacaktı, ne göç; bunun için ülke kaynak ayırdı. Dağa çıkanlar öldürülünce terör bitecekti; bunun için ülke silaha para verdi, teröre şehit verdi. Abdullah Öcalan'ın isminin Apo olarak dahi olsun telaffuz edilmediği, "terörist başı", "bebek katili" gibi dolaylamaların kullanıldığı metinleri duyarak büyüdü nice insan; ülkece resmî söylemin belirlediği kelime dağarcığı ile darağaçları kurduk, sakıncalıların ayağının altındaki sandelyeye huşu ile vurduk.
Bugün gelinen noktada bu ülkenin insanı canını, malını, yıllarını uğruna verdiği bir algının "üretilmişliğinin" ve gerçekle arasındaki mesafenin büyüklüğünün farkına varıyor ve sarsılıyor. Bundan dolayı konu hakkında söz söyleme noktasında olanların slogan atmak yerine dertlerini anlatmaları ve sağlıklı bir barış ortamının sağlanması için ikna olması gereken kitlelerin ruh halini en azından akıllarının bir köşesinde bulundurmaları önemli. Çünkü "gerçeğin çölü" birçok kişi için kabul etmeye ayak direyecekleri, anlamaktan kaçınacakları kadar "kurak".
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder